Bir Dakikan Var mı, Öğretmenim?

Öğretmenler İçin 3 Ekim 2026 İsmail Örnek 70 okunma
Bir Dakikan Var mı, Öğretmenim?

Öğretmenin itibarı, okulun itibarıdır.

Rehber öğretmen ve akademik koordinatör olarak çalıştığım yıllarda odamın kapısını yalnızca öğrenciler çalmadı. Teneffüste içeri girip “Bir dakikan var mı?” diyen meslektaşlarım da oldu.

Öğretmenliğin dışarıdan görünmeyen tarafını en çok o konuşmalarda tanıdım.

Nöbet günü yarım kalan çay. Pazar akşamı çöken sıkıntı. Gece on birde telefona düşen veli mesajı. Yılların emeğinin önüne geçen tek bir şikâyet dilekçesi. Bunların her biri, dışarıdan bakıldığında küçük bir şey gibi görünebilir. Aynı günün, aynı haftanın içine biriktiklerinde öğretmenin eve neyle döndüğünü de konuşmak gerekir.

Bir de kendi çocuğuna “Sen öğretmen olma” derken yakalamak kendini.

Bu cümleyi söyleyen öğretmeni kolayca yargılayamıyorum. İnsan sevdiği işi çocuğuna neden önermek istemez? Belki de çocuğunun, kendisinin yıllarca katlandığı şeylere katlanmasını istemiyordur. O cümlede mesleğe duyulan sevgiyle anne babanın koruma isteği birbirine dolaşıyor olabilir. Bir öğretmenin ağzından çıktığında biraz durup dinlemek gerekiyor.

5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü'nde, meslektaşlarımla gurur duyduğumu söylerken bunları da düşünüyorum.

Beslenme çantası boş gelen çocuğu kimseye fark ettirmeden doyuranı gördüm. Aylardır “Ben yapamam” diye ağlayan çocuğa “Bir daha deneyelim, ben buradayım” diyeni gördüm. Kendi yorgunluğuyla sınıfa girip yine de karşısındaki çocuğun neye ihtiyacı olduğunu anlamaya çalışan çok öğretmen tanıdım.

Bu emeğin kıymetini biliyorum. Ama öğretmenin, sistemin açığını kendi cebinden ve kendi uykusundan kapatmak zorunda kalmasına da itiraz ediyorum. Çocuğun karnının doyması, okulda kendini güvende hissetmesi, ihtiyaç duyduğu desteğe ulaşması birkaç duyarlı öğretmenin gücü yettiği kadar yapılacak işler olamaz.

Öğretmenin de gücünün yetmediği günler var. Yorulduğunu söyleyebilmeli, destek isteyebilmeli. Her veli mesajını geldiği anda cevaplamadığında, her sorunu tek başına çözemediğinde mesleğini daha az sevmiş olmuyor.

Eğitim Reformu Girişimi’nde (ERG) Ekin Gamze Gencer’in kaleme aldığı “Öğretmenin Bir Günü” yazısı, okul yolundan başlayıp eve taşınan bu yükü öğretmenlerin kendi sözleriyle anlatıyor. Farklı illerden, branşlardan ve kademelerden beş kadrolu öğretmenle yapılan görüşmelerden birinde sınıf öğretmeni B.P., öğrencisinin yoksulluğu karşısında hissettiklerini şöyle dile getiriyor: 

“Yoksulluğundan sen sorumlu değilsin ama kahroluyorsun.” O çocuğu düşünmek, okulun kapısından çıkınca bitmiyor. Öğretmenin eve götürdüğü bu kaygıyı da paylaşabileceği bir desteğe ihtiyacı var.

Bizim hakkımızda en kolay kurulan iki cümleyi düşünün: “Öğretmenlik kutsal bir meslektir.” Bir de “Öğretmenler de ne yapıyor ki, üç ay tatil.” Öğretmenin günlük hayatı bu iki cümlenin arasında kayboluyor. Bilgisini, pedagojik emeğini, karar verirken taşıdığı sorumluluğu konuşmaya pek sıra gelmiyor. Maaşıyla geçinmek istemesi, çalışma saatlerine sınır koyması bile bazen mesleğe bağlılığıyla tartılıyor.

Bir uzmanlık mesleğinin insanlarıyız. İşimizi iyi yapmak için öğrenmeye, meslektaşlarımızla düşünmeye, yeterli zamana ve desteğe ihtiyacımız var. İtibardan söz edeceksek biraz da bunlardan söz edelim.

OECD'nin TALIS 2024 araştırmasına Türkiye'den katılan ortaokul öğretmenlerinin yüzde 86'sı işinden genel olarak memnun olduğunu söylüyor. Öğretmenliğin toplumda değer gördüğünü düşünenlerin oranı ise yüzde 22.

Bu iki oran, öğretmenler odasında konuşulanlara hiç yabancı değil. İşini sevmekle, yaptığı işin önemsendiğini hissetmek her zaman birlikte gelmiyor. Bir çocuğa ulaşabildiğiniz için sevindiğiniz günün akşamında, mesleğiniz hakkında söylenen küçümseyici bir sözle de karşılaşabiliyorsunuz.

Okulda ters giden ne varsa ilk akla gelen öğretmen oluyor. 

Çocuk kitap okumuyorsa, başarı düşmüşse, sınıfta zorbalık varsa, veli memnun değilse öğretmene dönüp bakılıyor. Öğretmenin bu meselelerde elbette sorumluluğu var. Fakat müfredat değişirken, ölçme sistemi kurulurken, okulun ihtiyaçları belirlenirken sınıfı her gün yaşayan öğretmenin bilgisine ne kadar başvuruluyor?

Bir öğretmenin yıllar içinde öğrendiği şeyler, bir genelgenin uygulanıp uygulanmadığı sorusuna verilecek cevaptan çok daha fazla. Bir çocuğun okuldan neden koptuğunu, bir konunun neden öğrenilemediğini, bir uygulamanın sınıfta neden işlemediğini anlamaya çalışırken biriktirdiği bir bilgi var. Bu bilgiyi kararın içine almadan, yalnızca sonuçtan onu sorumlu tutarak okul geliştiremeyiz.

Veliyle kurduğumuz ilişki de bunun bir parçası.

Pegem Akademi'den çıkan “Kapsayıcı Eğitim: Kuramdan Uygulamaya Bütüncül Bir Yaklaşım” kitabımızda okul-aile ilişkisi üzerine çalışırken literatürde gördüğümüz şeylerden biri, iyi kurulmuş aile katılımının öğretmenin motivasyonuna ve okul iklimine de katkısıydı. Öğretmenle aile birbirini dinleyebildiğinde çocuğu anlamak da kolaylaşıyor. Velinin soru sorması, kaygısını anlatması, çocuğunun hakkını araması bu ilişkinin içinde olmalı.

Fakat her anlaşmazlığın bir şikâyete, her eğitim kararının müşteri memnuniyetine dönüştüğü yerde birbirimizi duymak zorlaşıyor. Öğretmenin mesleki bilgisine güvenilen, velinin kaygısının dinlendiği, çocuğun da sözünün olduğu bir ilişki kurmamız gerekiyor. Okul, birbirimize karşı mevzi aldığımız bir yer haline geldiğinde bundan çocuk da öğretmen de zarar görüyor.

Biraz da öğretmenler odasında birbirimize nasıl yer açtığımızı düşünüyorum.

Birbirimizin derslerinden öğrenmeye ne kadar fırsat bulabiliyoruz? İşler yolunda gitmediğinde, çekinmeden bir meslektaşımıza danışabiliyor muyuz? Kendi sınıfının içinde zorlanan bir öğretmenin, bunu anlatınca yetersiz sayılmayacağını bilmesi de mesleğe duyulan saygının bir parçası.

Öğretmen Ağı’nın kuruluşunda öğretmenleri dinlemek, öğretmenin nasıl güçlenebileceği sorusunu merkeze taşımıştı. Fetiye Erbil’in Ağ’da öğretmenin esenliği üzerine yazdıkları da aynı ihtiyacı hatırlatıyor: Konuşabilmek, birlikte üretebilmek, dinlenmek ve desteklenmek. Bunlara okulun gündelik hayatında ne kadar yer açabildiğimiz önemli. Bir öğretmenin “Bugün zorlandım” diyebileceği, deneyimini paylaşabileceği bir topluluğunun olması, o günü nasıl geçirdiğini değiştirebilir.

Öğretmenin arkasında durmak, çocuğa yapılan bir haksızlığı görmezden gelmemizi gerektirmiyor. Birbirimizden öğrenebildiğimiz, gerektiğinde yanlışımızı konuşabildiğimiz bir mesleki dayanışmaya ihtiyacımız var. Bunu kurabilmek için de sürekli savunmada hissetmediğimiz, konuşmaya zaman bulabildiğimiz çalışma koşulları gerekiyor.

5 Ekim'de bir öğrencinin uzattığı çiçeği, alelacele yazdığı iki satırlık notu küçümsemiyorum. Bazen insan bütün yıl boyunca yaptığı bir şeyin o çocukta karşılık bulduğunu, o küçücük kâğıda bakınca anlıyor.

O notu saklayan öğretmenin ay sonunu nasıl getirdiğini de merak edelim. Ertesi sabah okuluna güvenle gidip gidemediğini, bir sorun yaşadığında kime başvurabildiğini, mesleğiyle ilgili bir karar alınırken sözünün dinlenip dinlenmediğini de soralım. Bir gün teşekkür ettiğimiz insanın yılın geri kalanında nasıl yaşadığı, öğretmene verdiğimiz değeri daha açık gösteriyor.

Yıllardır aynı yorgunluğu paylaştığım, aynı çocuklar için kaygılandığım meslektaşlarım; yaptığınız işin ne kadarının görünmeden kaldığını biliyorum. O kapılardan girip çıkan biri olarak emeğiniz için teşekkür etmek istiyorum.

“İyi ki öğretmenim” dediğiniz günlerden birinde, çok yorulduğunuz bir günün sonunda bir meslektaşınızın desteğine ihtiyacınız olduğunda konuşmak isterseniz…

Yarım kalan çayı birlikte tamamlarız.

Kaynaklar

OECD — TALIS 2024 Türkiye ülke notu

Araştırmaya katılan ortaokul öğretmenlerinin iş memnuniyeti ve mesleğin toplumda değer görmesine ilişkin yanıtları.

ERG — Ekin Gamze Gencer: Öğretmenliğin İtibarı: Öğretmenin Bir Günü – Okul Yolu, Okul, Okul Sonrası

Öğretmen Ağı — Seçil Kınay: Öğretmen Ağı Nasıl Başladı?

Öğretmen Ağı — Fetiye Erbil: Öğretmenin Esenliği, Her Gün Dert Ettiğimiz Bir Mesele Olmalıdır

Pegem Akademi — Ruhan Karadağ Yılmaz ve İsmail Örnek: Kapsayıcı Eğitimde Okul Aile İşbirliği; Kapsayıcı Eğitim: Kuramdan Uygulamaya Bütüncül Bir Yaklaşım


İsmail Örnek

Yazar

İsmail Örnek

Bayetav Vakfı · Eğitim Proje Geliştirme

İsmail Örnek; eğitim proje geliştirme alanında çalışan, akademik koordinatör, rehber öğretmen ve Öğretmen Ağı Değişim Elçisidir. 2011–2023 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığında farklı kademelerde rehber öğretmen olarak görev yaptı. Kapsayıcı eğitim, psikososyal destek, eğiti...

Yazarın tüm yazıları