Okulda Başarısızlık mı, Okulun Başarısızlığı mı?

MESEM 25 Eylül 2026 İsmail Örnek 101 okunma
Okulda Başarısızlık mı, Okulun Başarısızlığı mı?

MESEM’e Giden Yol

Son yazımı bir soruyla bitirmiştim:

O on beş yaşındaki çocuk sırtında tüfekle okulun kapısına doğru yürürken, arkasında bıraktığı okulda onu bekleyen ne vardı?

Bu hafta söz verdiğim gibi MESEM dosyasını açıyorum.

Ama MESEM’i anlamaya fabrikadan, berber koltuğundan, oto sanayiden ya da çocuğun imzaladığı sözleşmeden başlamayacağım.

Biraz daha geriye gidelim.

Çünkü MESEM’e giden çocuk o sabah dünyaya gelmedi. Birkaç ay öncesine kadar başka bir okulun sırasındaydı. Belki sekizinci sınıfta LGS’ye hazırlanıyordu. Belki dokuzuncu sınıfta matematikten kaldı. Belki devamsızlığı arttı. Belki öğretmenler odasında adı, “bu çocuk okumaz” cümlesinin içinde geçti. Belki ailesinin ev kirasına, elektrik faturasına yetişemediği bir akşam sofrada çalışması konuşuldu.

Belki de gerçekten el becerisi güçlüydü, bir meslek öğrenmek istiyordu.

Bilmiyoruz.

Öyleyse önce bunu sormalıyız:

MESEM’e hangi çocuklar gidiyor?

Daha önemlisi:

Hangileri gidiyor, hangileri yönlendiriliyor, hangileri başka bir yol göremediği için orada buluyor kendini?


Ben Eğitimin Bir Hayatı Değiştirebildiğini Biliyorum

Beş çocuklu, dar gelirli bir memur ailesinde büyüdüm.

Bugün geriye dönüp baktığımda hayatımın yönünü değiştiren şeylerin başında eğitim geliyor. Bunu romantikleştirmek için söylemiyorum. Eğitim her kapıyı açmadı, hiçbir zaman bütün eşitsizlikleri ortadan kaldırmadı. Ama doğduğum evin ekonomik ve sosyal sınırlarının hayatımın değişmez sınırları haline gelmesini engelledi.

Okul benim için başka hayatların mümkün olduğunu görebildiğim yerlerden biriydi.

Belki de bu yüzden bir çocuğun on dört, on beş yaşında:

“Okul bana göre değil.”

demesini sıradan bir tercih cümlesi olarak duyamıyorum.

Çünkü yıllarca rehberlik servislerinde oturduğunuzda o cümlenin birçok farklı halini duyuyorsunuz.

“Hocam ben zaten yapamıyorum.”

“Matematik bende yok.”

“Ben okumayacağım.”

“Babamın yanında çalışacağım.”

“Üniversiteyi kazanamam ki.”

Bunların bazıları gerçekten bilinçli tercihlerdir. Her çocuk üniversiteye gitmek zorunda değildir. Herkesin akademik bir meslek edinmesi gerektiği fikri de başlı başına tartışılması gereken bir başka yanlışımız.

Ama çocukların kendi yeteneklerini tanıyarak yaptıkları seçim ile yıllarca başarısızlık duygusuyla yoğrulduktan sonra önlerinde başka yol kalmadığını düşünmeleri aynı şey değildir.

İşte MESEM dosyasına tam burada girmek gerekiyor.


“Okul Bana Göre Değil”

Eğitim Reformu Girişimi’nin Umay Aktaş Salman ve Kayıhan Kesbiç tarafından hazırlanan 2026 tarihli MESEM çalışmasının girişinde de aynı cümle karşımıza çıkıyor:

“Okul bana göre değil.”

ERG, Şubat-Mart 2026 arasında dokuz farklı MESEM’de 15-19 yaş aralığındaki 32 öğrenciyle, ayrıca 15 öğretmen ve yöneticiyle görüştü. Çocukların bir kısmı akademik olarak başarısız olduğunu düşündüğü için, bir kısmı ekonomik nedenlerle, bir kısmı gerçekten meslek öğrenmek istediği için MESEM’e yönelmişti. Fakat araştırmanın işaret ettiği önemli nokta şu: Görünüşte bireysel olan bu “tercihlerin” arkasında yapısal koşullar var.

Bu ayrım çok önemli.

Bir çocuk marangoz olmak istiyorsa, marangozluğu öğrenebileceği nitelikli bir mesleki eğitim sistemi elbette olmalı.

Motorlara meraklı bir çocuk gününün tamamını test çözerek geçirmek istemiyorsa, ona motoru söküp yeniden takabileceği bir öğrenme ortamı sunmak eğitimin görevidir.

Saç tasarımına, elektroniğe, aşçılığa, grafiğe, metal işlemeye yatkın bir çocuğun yeteneği, matematik sınavındaki puanından daha değersiz değildir.

Buraya kadar sorun yok.

Sorun şurada başlıyor:

Biz çocuğun yeteneğini keşfedip ona bir yol mu açıyoruz, yoksa akademik yarışta geride kalan çocuğu eğitim sisteminin kenarına mı taşıyoruz?

İkisi birbirine çok benzeyebilir.

Sonuçları ise birbirinden tamamen farklıdır.


Başarısız Öğrenci Diye Bir Çocuk Var mı?

Türkiye’de eğitim sisteminin en güçlü kelimelerinden biri “başarı”.

Ama başarı dediğimiz şey son derece dar.

Matematik sınavında 90 almak başarıdır.

LGS’de yüzde birlik dilime girmek başarıdır.

YKS’de iyi bir üniversiteye yerleşmek başarıdır.

Peki başka şeyler?

Bir motosiklet motorunu parçalayıp yeniden toplayabilmek?

Bir ağacın damarına bakıp nasıl işleneceğini anlamak?

Bir çocuğun saçını yalnız kesmek değil, yüzüne uygun biçimi tasarlayabilmek?

Bir mutfakta malzemeleri tanımak, bir yemeğin neden olmadığını sezebilmek?

Bir devrenin arızasını elle değil zihninde takip edebilmek?

Biz okulda bunlara ne kadar itibar ediyoruz?

Daha önce bu köşede, çocukları net ve sıralama nesnesine dönüştüren okul sistemini yazmıştım. Rehberlik servisine elinde sonuç kâğıdıyla gelen çocuk “Hocam netim düştü” dediğinde masadaki kâğıdı bir kenara itmeden çocuğu görmek zorlaşıyordu.

Şimdi o hikâyenin devamındayız.

Neti düşmeye devam eden çocuğa ne oluyor?

Dokuzuncu sınıfta dersleri geçemeyen çocuğa ne oluyor?

Her sabah istemeye istemeye okula gelen, devamsızlığı artan, öğretmenle bağı zayıflayan, sınıfta kendisine ait hiçbir başarı alanı bulamayan çocuğa ne oluyor?

Bir süre sonra çocuğun akademik başarısızlığı, çocuğun kişiliğine dönüşüyor:

“Başarısız öğrenci.”

Oysa belki de başarısız olan çocuk değildir.

Belki okul, o çocuğun nasıl öğrendiğini anlayamamıştır.


Çok Yeni Bir İşaret

Bu soruyu bugün daha ciddi sormamızın başka bir nedeni daha var.

Millî Eğitim Bakanlığına bağlı birimler bu yaz, 9. sınıfta ders başarısızlığı nedeniyle sınıf tekrarına kalan öğrenciler için MESEM Diploma Programı kapsamında yeni bir geçiş imkânı duyurdu. Belirlenen koşulları karşılayan öğrenciler MESEM’e geçerek eğitimlerine 10. sınıftan devam edebiliyorlar.

Uygulamanın gerekçesi anlaşılabilir: Çocuğun bir yılı tekrar etmesi veya eğitimden tamamen kopması yerine başka bir yoldan devam edebilmesini sağlamak.

Ama tam da burada durup düşünmek gerekiyor.

Dokuzuncu sınıfta akademik derslerden başarısız olan bir çocuk için sistemin sunduğu çözümlerden biri neden işyerinde geçirilen zamanın belirgin biçimde arttığı bir eğitim modeli oluyor?

Örgün lise, çocuğun öğrenme biçimine göre kendisini değiştirebiliyor mu?

Yoksa çocuk sisteme uyamadığında çocuğun bulunduğu sistem mi değiştiriliyor?

Bu soruyu sormak MESEM’e karşı olmak değildir.

Tam tersine, mesleki eğitimi ciddiye almaktır.

Çünkü mesleki eğitim, akademik eğitimde başarısız olan çocukların gönderildiği ikinci sınıf bir koridor olmamalı.

Bir yetenek ve öğrenme yolu olmalı.


Adana’dan Gelen Bir Başka Fotoğraf

Prof. Dr. Adnan Gümüş ve Eğitim Sen Adana DEK bünyesindeki MESEM çalışma grubunun 2026 başında yürüttüğü çalışma da meseleye başka bir pencereden bakmamızı sağlıyor.

Grup, Adana’da 26 okuldan bilgi topladı; bunların dokuzu MESEM uygulaması bulunan mesleki ve teknik Anadolu liseleriydi. Çalışma MESEM öğrencilerinin işyerlerindeki çalışma sürelerinden eğitim koşullarına kadar önemli saha bulguları ortaya koyuyor.

Bu verilerin çalışma koşullarına ilişkin kısmına sonraki yazılarda geleceğim.

Şimdilik benim ilgimi başka bir şey çekiyor:

MESEM’i tartışırken sürekli içerideki koşullara bakıyoruz.

Kaç saat çalışıyor?

Ne kadar ücret alıyor?

Sigortası neyi kapsıyor?

İş kazasında kim sorumlu?

Bunların hepsi hayati sorular.

Ama hepsinden önce bir soru daha var:

O çocuk oraya nasıl geldi?

Bunu bilmeden MESEM’i yalnızca iş hukuku ya da çocuk işçiliği üzerinden anlayamayız.


Yoksulluk Tercih Yapar mı?

Bir başka mesele de burada karşımıza çıkıyor.

Meslek seçimi dediğimiz kararın herkes için aynı özgürlük içinde verildiğini düşünmek kolay.

Ama öyle değil.

Bir ailenin çocuğuna:

“Sen ne olmak istiyorsun?”

diye sormasıyla,

“Bir an önce elin ekmek tutsun.”

demesi arasında yalnızca kültürel bir fark yoktur.

Bazen mutfak masasında duran faturaların ağırlığı vardır.

Nil Özkan ve Şöheyda Göktürk’ün MESEM’i öğrenci, veli, öğretmen, yönetici ve işletmeler açısından inceleyen araştırmasında da bu çelişki açıkça görülüyor. Bir tarafta erken yaşta meslek öğrenme, işbaşında eğitim ve aile ekonomisine katkı olumlu yönler olarak dile getirilirken; aynı araştırmada sosyoekonomik koşulları zayıf çocukların ücret nedeniyle örgün eğitimden MESEM’e yöneldiği, yanlış yönlendirmelerin yaşanabildiği ve bunun eğitimden kopuşu hızlandırabildiği de ifade ediliyor.

Burada “çocuk tercih etti” demek yetmez.

Tercihin önündeki seçeneklere bakmak gerekir.

Bir çocuk için seçenekler:

- iyi bir lise, üniversite, yurtdışı eğitimi ve meslek edinme arasında uzanan geniş bir yolsa başka;

- evdeki gelire katkı sağlamakla okulda kalmak arasına sıkışmışsa başka.

Kâğıt üzerinde ikisi de “tercih”tir.

Hayatta değildir.


Mesleki Eğitim Bir Ceza Koridoru Olmamalı

Burada yanlış anlaşılmak istemem.

Türkiye’nin iyi bir mesleki eğitim sistemine ihtiyacı olmadığı gibi saçma bir sonuca varılamaz.

Tam tersine var.

Üstelik yalnız ekonominin “ara eleman ihtiyacı” olduğu için değil.

Bazı çocuklar elleriyle düşünür.

Bazıları yaparak öğrenir.

Bazıları için soyut bir fizik formülü, bir motor kapağı açıldığında ilk kez anlam kazanır.

Bazıları bir problemi kâğıt üzerinde çözmekten çok gerçek hayatta çözmeye yatkındır.

Bunları yıllardır “akademik başarısı düşük öğrenci” başlığı altında toplamak eğitimin kendi yoksulluğudur.

Ama iyi mesleki eğitim ile akademik yarışta elenen çocukların erkenden işgücü piyasasına aktarılması aynı şey değildir.

İşte önümüzdeki haftalarda asıl bu çizgiyi arayacağım.

MESEM’de işyeri gerçekten bir eğitim ortamı mı?

Çocuk orada bir meslek mi öğreniyor, yoksa yetişkinlerin yapmak istemediği işleri mi yapıyor?

Usta öğretici gerçekten öğretmenlik yapabilecek pedagojik yeterliğe sahip mi?

Bir gün okul, dört gün işyeri dengesi çocuğun genel eğitimini ne hale getiriyor?

Yoksulluk bu tercihin neresinde?

Kız çocuklarıyla erkek çocuklarının önüne aynı yollar mı açılıyor?

İş kazaları neden yaşanıyor?

Almanya’daki “dual eğitim” ile Türkiye’deki MESEM aynı şey mi?

Bunların her biri ayrı bir yazının konusu.

Ama hiçbirini anlayamayız, eğer ilk soruyu sormazsak.


Çocuğun Dosyasını Biraz Daha Geriye Doğru Açalım

Rehberlik servisinde bir öğrencinin dosyasını incelerken yalnız o gün yaşanan olaya bakmazsınız.

Biraz geriye gidersiniz.

Devamsızlık ne zaman başladı?

Notlar ne zaman düştü?

Evde ne oldu?

Arkadaş ilişkileri nasıldı?

Öğretmenleriyle bağı ne zaman koptu?

Çocuk ne zaman “ben yapamam” demeye başladı?

MESEM dosyasına da böyle bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

Çocuğun işyerindeki ilk gününden başlamayalım.

Dosyayı biraz geriye doğru açalım.

Sekizinci sınıfa.

Dokuzuncu sınıfa.

Belki daha da geriye.

Çünkü çocuğun sanayideki tezgâha vardığı gün, hikâyenin başlangıcı değil.

Bazen yalnızca okulda çok daha önce başlayan bir vazgeçişin son durağıdır.

Ben eğitim sayesinde hayatının yönü değişmiş çocuklardan biriydim.

Bugün başka bir çocuğa, daha on dört-on beş yaşındayken:

“Okul sana göre değil.”

dediğimizde bunun ne anlama geldiğini bu yüzden fazlasıyla önemsiyorum.

Belki de soru çocuğun okula uygun olup olmadığı değildir.

Belki asıl soru şudur:

Biz nasıl bir okul kurduk ki bazı çocuklar daha hayatın başında kendilerine orada yer olmadığını düşünüyor?

MESEM’i konuşmaya buradan başlayalım.

Çünkü önce o çocuğun neden okuldan çıktığını anlamadan, işyerinde başına gelenleri tam olarak anlayamayacağız.

Ve belki de MESEM dosyasının sonunda dönüp yeniden aynı soruya geleceğiz:

Başarısız olan çocuk muydu, yoksa ona kendisi olabileceği bir yer açamayan okul mu?


Yazıda Yararlanılan Kaynaklar


Eğitim Reformu Girişimi — Umay Aktaş Salman & Kayıhan Kesbiç, “MESEM: Eğitimin Kıyısında İş Hayatının Ortasında” (2026)


Nil Özkan & Şöheyda Göktürk — “Mesleki ve Teknik Eğitim Kurumlarında Mesleki Eğitim Merkezi Uygulamasının Okul Paydaşları Açısından İncelenmesi” (2023)


Adnan Gümüş / Eğitim Sen Adana DEK MESEM alt çalışma grubu — Adana saha çalışmasına ilişkin bulgular (2026)


Beykoz İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü — “9. Sınıfta Sınıf Tekrarına Kalan Öğrenciler İçin MESEM Diploma Programı” (22 Temmuz 2026)




İsmail Örnek

Yazar

İsmail Örnek

Bayetav Vakfı · Eğitim Proje Geliştirme

İsmail Örnek; eğitim proje geliştirme alanında çalışan, akademik koordinatör, rehber öğretmen ve Öğretmen Ağı Değişim Elçisidir. 2011–2023 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığında farklı kademelerde rehber öğretmen olarak görev yaptı. Kapsayıcı eğitim, psikososyal destek, eğiti...

Yazarın tüm yazıları