Çocuğun elinden sokağı, oyunu, sporu alıp geriye test kitabını bırakan bir düzen, şimdi ekranı yasaklayarak kimi kandırıyor?
1 Kasım sabahı Türkiye'de 15 yaşından küçükler için sosyal medya resmen kapanıyor.
Kanun mayısta çıkmıştı; uygulama yönetmeliği 10 Ekim'de Resmî Gazete'de yayımlandı. Platformlar yaşı e-Devlet üzerinden doğrulayacak, 15 yaşını doldurmamış çocuğa hesap açmayacak. Eski hesapların taranması için 31 Mart 2027'ye kadar süre var. Okul tarafı zaten malum: Bakanlığın bu yılki genelgesi, öğrencinin sınıfta telefon bulundurmaması uygulamasını bir yıl daha uzattı.
Bu konuda yalnız değiliz. Avustralya geçen aralıkta 16 yaş altına sosyal medyayı yasakladı. Fransa 2018'den beri ilkokul ve ortaokulda telefona teneffüste bile izin vermiyor. Danimarka, Yunanistan, Malezya ve İngiltere benzer adımları duyurdu.
Önce nerede durduğumu söyleyeyim. Ekranın çocuğa ne yaptığını hafife alacak son kişilerden biriyim. Birbirini hırpalayan çocukların videosunu WhatsApp gruplarından sildirebilmek için odamda saatlerce dil döktüğüm günleri geçen ay yazmıştım. Yönetmelikte değerli bulduğum maddeler de var. Çocuk hesaplarında sonsuz kaydırmanın ve videoların art arda kendiliğinden oynamasının yasaklanması bunlardan biri. İlk kez çocuğa değil, tasarıma dokunuluyor.
İtirazım, işin burada bitmiş sayılmasına.
Fişi çekmek kolay. Zor olan, ekran kapandığında çocuğun dönüp bakacağı yerde ne bulacağı. O soruyu soran pek yok.
Kaydırılamayan kırk dakika
Viktor Frankl'a atfedilen bir söz vardır: "Uyaran ile tepki arasında bir boşluk bulunur, seçme gücümüz o boşluktadır." Anlattığı şeyi rehberlik servisinde çalışan herkes tanır. Çocuğun öfkelenmekle vurmak arasına, canı sıkılmakla kalkıp gitmek arasına bir an koyabilmesi. Büyümek dediğimiz şeyin önemli bir kısmı o anı uzatmayı öğrenmek.
Kısa video o anı sevmez. Sıkıldın mı, kaydır. Bir cümlenin sonunu beklemene, bir fikrin olgunlaşmasına katlanmana gerek yok. Başparmağın tek hareketi sabrın yerini tutuyor.
Rehberlik servisine dikkat şikâyeti hep gelirdi. Eskiden tek tek çocukların meselesiydi. Bugün öğretmenler aynı cümleyi sınıfın tamamı için kuruyor.
Rakamlar da şaşırtıcı değil. TÜİK'in 2024 araştırmasına göre 6-15 yaş arasındaki çocukların yüzde 91'i internet kullanıyor, dörtte üçü dijital oyun oynuyor. Sosyal medya kullananların yaklaşık yarısı, hafta sonu günde iki saat ve üzerini orada geçiriyor.
Sonra o çocuğu sabah sıraya oturtup “Kırk dakika tahtaya bak, beni dinle” diyoruz. Tahta kaydırılmıyor. Öğretmen hızlandırılmıyor. Çocuğun o sırada yaşadığını can sıkıntısı diye geçiştiremeyiz. Alıştığı tempodan bir anda kesilmiş birinin huzursuzluğu bu.
Teneffüste “yeniden başlat” tuşu yok
Dijital oyunda kaybetmenin bedeli hafiftir. Yanlış hamle yaptın, yeniden başlatırsın. Canın bitti, üç saniye sonra yine oyundasın. Karşındaki hoşuna gitmedi, sunucudan çıkarsın.
Okul bahçesinde böyle bir tuş yok. Sana omuz atan çocuk yarın da aynı sırada oturacak. Takıma alınmadıysan, o teneffüsü alınmamış olarak bitireceksin.
Kaybetmek, sıra beklemek, küsüp barışmak öğrenilen şeyler. Çocuk bunları başka çocukların arasında, defalarca deneyerek öğreniyor. Ekran başında geçen her saat, bu provaların yapılmadığı bir saat. Bu provaları az yapmış bir çocuk için koridordaki bir omuz teması, olduğundan çok daha büyük bir meseleye dönüşebiliyor.
Burada bir parantez açmam gerek. Okuldaki şiddeti oyuna, telefona bağlayıp geçmek istemiyorum; geçen ay bunun kolaycılık olduğunu yazdım. Oyun oynayan milyonlarca çocuğun çok büyük bölümü kimseye el kaldırmıyor. Söylediğim şu: Tahammül, kullanıldıkça gelişen bir beceri. Biz çocuğun onu kullanacağı yerleri birer birer kapattık.
Sokağı kim kapattı?
Çocuklar ekrana durup dururken gitmedi. Önce başka kapılar kapandı.
Şehirde sokak kalmadı; kaldırımda araba, boş arsada şantiye var. Site bahçesinde top oynamak çimleri bozduğu için yasak. Kimi okulun bahçesi otopark, teneffüsü on dakika. Spor kulübü, müzik kursu, resim atölyesi dar gelirli aile için lüks.
Geriye dört duvar, bir masa ve test kitabı kaldı.
Sosyal psikolog Jonathan Haidt'in Kaygılı Kuşak'ta savunduğu tez kabaca şu: Oyun temelli çocukluk, yerini telefon temelli çocukluğa bıraktı. Çocukları gerçek dünyada gereğinden fazla, sanal dünyada gereğinden az koruduk. Haidt'in her dediğine katılmak zorunda değiliz; yaş sınırını en hararetli savunanlardan biri de kendisi. Ama sırayı doğru kuruyor: Önce oyun gitti, telefon sonra geldi.
Yaş sınırının tek başına neye yetmediğini görmek için uzağa gitmeye gerek yok. Platformların kendi kuralına göre 13 yaşından küçükler zaten hesap açamıyor. TÜİK'e göre 6-10 yaş arasındaki çocukların yarısından fazlası sosyal medya kullanıyor; başı YouTube çekiyor. Yedi yaşındaki çocuğu oraya kuralın eksikliği götürmedi. Akşam eve yorgun dönen anne babanın elinde onu oyalayacak başka bir şeyin kalmayışı götürdü.
Bakanlığın bu öğretim yılı için ilan ettiği tema “Maarifin Kalbinde Oyun”. Aynı genelgenin başka bir maddesi sınıfta telefonu yasaklıyor. İkisini yan yana okuyunca sormadan edemiyorum:
- Telefonu aldık, peki oyunu nerede oynatacağız? Hangi bahçede, hangi teneffüste, sınav takviminin hangi boşluğunda?
Avustralya'nın ilk karnesi
Yaş sınırını ilk uygulayan ülke Avustralya; yasak 10 Aralık 2025'te başladı. İlk haftalarda 4,7 milyon hesabın kapatıldığı açıklandı. Ardından ülkenin internet düzenleyicisi eSafety, dört binden fazla çocuk ve aileyi izlediği araştırmanın ilk raporunu yayımladı.
Yasaktan önce 10-15 yaş arasındaki çocukların yüzde 86'sı bu platformlardan en az birini kullanıyordu. Üç ay sonra oran yüzde 81,5. Hesabı olanların oranı yüzde 52'den 42'ye inmiş. Hesabını koruyan çocukların yaklaşık yarısı, platformun yaşını hiç sormadığını söylüyor.
Benim dikkatimi çeken satır başkaydı. Rapora göre çocukların spora, sanata, müziğe, arkadaşlarına ve ailelerine ayırdığı zamanda kayda değer bir değişiklik olmamış.
Hesap kapansa da çocuk sahaya çıkmamış.
Okul tarafında da benzer bir bulgu var. Birmingham Üniversitesi'nden araştırmacılar İngiltere'de 30 okulda, 12-15 yaş arası 1.227 öğrenciyi inceledi; sonuçlar 2025'te The Lancet Regional Health Europe dergisinde yayımlandı. Telefonu yasaklayan okulların öğrencileri okulda telefona daha az bakıyor. Ruh sağlığında, uykuda, ders başarısında ise serbest okullardaki akranlarından bir farkları yok. Toplam ekran süreleri de aynı.
Bunları yasak kalksın diye yazmıyorum. Aynı rapor, Avustralya'da anne babaların üzerindeki “herkesin hesabı var” baskısının hafiflediğini de söylüyor; bu az şey değil. Ama yasağın tek başına neyi başaramadığını artık tahmin etmek zorunda değiliz. Elimizde veri var.
Ekran kapanınca
Çocuğu ekranın zararından korumak, fişi çekip onu boş bir odada bırakmak olamaz.
Sabır, bir fidanın büyümesini beklerken öğrenilir. Bir enstrümanda aynı ölçüyü günlerce çalışırken, atölyede tahtayı zımparalarken öğrenilir. Kaybetmek de deneme sınavı sıralamasında aşağı düşünce öğrenilmiyor; maçtan sonra takım arkadaşının “Yarın yine deneriz” dediği sahada öğreniliyor.
Bunların hiçbiri yönetmelikle gelmez. Akşama kadar açık bir mahalle spor salonu ister. Öğleden sonra kilitlenmeyen bir okul atölyesi, teneffüste top oynanabilen bir bahçe ister. Öğretmen ister, bütçe ister. Yaş sınırı koymaktan çok daha pahalı, çok daha yavaş işler bunlar. Hep ikinci sıraya kalmaları belki bu yüzden.
1 Kasım'da yönetmelik yürürlüğe giriyor. Yaş sınırı konsun, platformlar hesap versin; buna itirazım yok.
Yalnız o sabah için hepimize bir sorum var:
- On dört yaşında bir çocuk telefonu elinden bıraktığında, sizin mahallenizde güvenle, gözünüz arkada kalmadan gidebileceği neresi var?
Kaynaklar
Resmî Gazete, 10 Ekim 2026: Sosyal Ağ Sağlayıcı Tarafından Çocuklara Özgü Ayrıştırılmış Hizmet Sunulmasına ve Yaş Doğrulamaya İlişkin Yönetmelik (Bloomberg HT haberi). Kanunun 1 Mayıs 2026'da yayımlanması: NTV.
MEB, “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” genelgesi (AA haberi).
TÜİK, Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması, 2024 (özet).
eSafety Commissioner (Avustralya), “Early days, early insights” raporu, üç aylık izleme sonuçları (duyuru, Al Jazeera özeti).
Goodyear ve ark. (2025), SMART Schools araştırması, The Lancet Regional Health Europe (Birmingham Üniversitesi duyurusu).
Jonathan Haidt, Kaygılı Kuşak, Pegasus Yayınları, 2025.
Viktor Frankl Enstitüsü'nün söze ilişkin notu.